23 Kasım 2015 Pazartesi

LONELY CHILD OF CALVIN AND HOBBES

   Calvin And Hobbes was never about hyperactivity and Hobbes himself was never a manifestation of undiagnosed mania: He was manifestation of pure, unadulterated loneliness.
   Loneliness is funny thing because generally it has less to do with being alone and more to do wüth no having other people around. That sounds paradoxical, but being alone and being isolated from your pers are two differebt things.The former is a choice, the latter a decree. In truth, it is even morecomplicated than that, as loneliness can strike at any time, even when surrounded by people. That niggling sense that maybe you dont belong is all it needs to gain a foothold.

   For as much as brain of child is growing and changing and maturing, for as many distractions as the world provides to develping minds, kids aren’t stupid., particularly children as highly sensitive and attuned to the world around them as Calvin. Dissappearing into his world is coping mechanism for dealing with wprld that seems to have little patience or place for him. His isolation breeds fantasy, which breeds isolation, which does him no favors at school or at home. To be lonely child in the world means creating your own fun, your own friends, your own magic.

   Calvin and Hobbes and their Spaceman Spiff fantasies were well known. He uses his imagination that way and  he create a new best world for himself. Calvin actually didn’t have trouble focusing on the world around him, he had a trouble reconciling himself to he fact that the world aroumd him was such a dissappointment. Calvin made it okay to be disheartened and disappointed by life and normalized the inherent loneliness that childhood can bring. He was there for us to show how we grew up and how we learned that things we were capable of getting so much better or so much worse. Calvin was a lot of things, just like every child. He was budding inventor, a gifted artist, enterprising entrepreneur and a self- taught pundit. He was a good friend, an annoying neighbor, clever and conniving, lonely and maybe a little hyperactive. But whatever he was, he taught an entire generation of children that thougt sadness and dissapointment and loneliness may come prepackaged in life, that all could be weathered, so long as you had hope and a really good friend to see you through.

   Additionally to all of these, it is a quite thing to sit down and reread comics of Calvin and Hobbes  as an adult after 30 years makes us feel  wierdly nostagic with warm and familiar intelligent humour and jokes. We all wish to grow up and have more friends, afraid of being wierd and to mesh with world and people We all see a thrillingly obnoxious little helion having wild and enviable escapades with a wisecracking tiger, you see a kid who is allby himself. And he is incredibly lonely like all of us.
  
  Honestly creator of Calvin and Hobbes Bill Watterson has a point, The value of Calvin and Hobbes in it’s intricately constructed explosively creative and unique world,free from the corrosive influence of advertising and merchandising. Maybe it wasn’t preserved so rigorously, it would’nt remain so whimsical and pure.
   As Bill Watterson’s Calvin and Hobbes one of the quotes  tells us ;

 “If people sat outside and looked at the stars each night, I’ll bet they’d live a lot differently. When you look into infinity, you realize that there are more important things than what people do all day.”
There are more important things than age, social statuses, money; your soul is ageless, it doesn’t care for how important you think you are nor how much money you’ve got. Your soul cares for love and that’s all that should matter.

GREENSEA 




17 Kasım 2015 Salı

2015 DÜNYA FELSEFE GÜNÜ MESAJI

2014 Dünya Felsefe Gününden bu yana dünyamıza damgasını vuran, daha çok vahşileşen eylemlerin yarattığı terör olayları ve bu terörden kaçanların denizlerde yitişleri oldu.
Türkiye ve daha birkaç devlet onlara sığınanlarıkabul ediyor, bazı sivil toplum kuruluşları yardım eli uzatıyor; bir kısım devlet ise kendi ülkelerinden kaçıp sınırlarına gelen insanlar ülkeye girmesin diye tel örgüler yerleştiriyor, duvar örüyor; birkaç Avrupa devleti de, küçük Aylan’ın resmi dünya basınında yayımlandıktan sonra, belirli sayıda mülteci kabul ediyor.
Denizin kıyıya vurduğu çocuğun resminin yayımlanması –bildiğiniz gibi– tartışma konusu olmuştur. Kimilerine göre bu,çocukların resimlerini yayımlamayı yasaklayan etik normun bir ihlaliydi; kimilerine göre ise böyle bir ihlal yoktu. Evet,ihlal yoktu. Bu savın gerekçesi de, bu normu getirmenin amacında bulunabilir: Niçin çocukların resimleri yayımlanmamalı? Bu normun temelinde çocuklara zarar vermemek kaygısı, onları koruma düşüncesi yatıyor. Hangi zararı verebilirdi bu resim küçük Aylan’a? Üstelik bu resim, bazı devletlerin mülteci kabul etme kararını bir an önce vermelerini sağladı.
Şimdi tartışılması, sonra da gerçekleştirilmesi gereken, insanların ölümü göze alarak ülkelerinden kaçmamaları için, o ülkelerin ve uluslararası topluluğun alması gereken uzun ve orta vadeli önlemlerdir.Aynı şekilde, insanların terörist olmamaları ve sayısı gitgide artan canlı bombaya dönüşmemeleri için, alınması gereken orta ve uzun vadeli önlemleri tartışmak ve gerçekleştirmek gerekiyor.
Ülkemizi ziyareti sırasında Uruguay’ın eski Devlet Başkanı Jose Mujica’nın, Hürriyet’te yayınlanan bir söyleşisinde şu söyledikleri –bu bağlamda ‘kültür’ terimini doğru anlamak koşuluyla– bilgece bir saptamayı dile getiriyor: “Kültürü değiştirmezsen, hiçbirşey değişmiyor ve en zoru da kültürü değiştirmektir. Yeni ve farklı bir kültür yaratmanın merkezinde de felsefe ve etik yatıyor”.
Bizim işimiz, açıklığa kavuşturduğumuz kavramlara ayaklarımızı basarak, gerçekliğin gözünün içine baka baka, bıkmadan-usanmadan ve umutsuzluğa kapılmadan, felsefî bilgi ortaya koymak ve amacına uygun gerçekleştirilen felsefe eğitimininişlevini yerine getirmektir.
Değerli meslekdaşlarım, Sizlerin ve bütün felsefe sevenlerin 2015 Dünya Felsefe Günü kutlu olsun.

Ioanna Kuçuradi
Türkiye Felsefe Kurumu Başkanı

(Felsefeyi ve sorgulamayı seven biri olarak ben birşeyler eklemek isterdim ama İoanna Kaçuradi Türkiye Felsefe Kurumu Başkanına yaraşır şekilde bir Dünya Felsefe günü yazısı yazmış ki ancak paylaşmakla yetinmeye karar verdim :)
GREENSEA


12 Kasım 2015 Perşembe

10-16 KASIM VE ATATÜRK’ÜN GÜL BAHÇESİ

  Bir gün Atatürk ve bir çocuk gül bahçesindeyken, bir diken Atatürk'ün parmağına batar,çocuk bir idkenin nasıl Atatürk'ün elini nasıl deldiğini sorar. Atatürk "Batmaz mı?" der.Çocuğun Atatürk'e "Senin elin kanar mı sorusu üzerine Atatürk " Kanamaz mı ?" cevabını verir. Bu cevap üzerine şaşıran .ocuk " Ama sen Atatürk değil misin?" der. Atatürk o olduğunu söyler. Çocuk hala şaşkın halde "Ama" der, ancak Atatürk sözü alır;

"Sen şimdi bırak benim kim olduğumu. Bu gülü yetiştireceksen canın yanacak, elin kanayacak, güneş seni terletecek." Bu bahçede gül bitmez diyenler olacak. "Gül öyle yetiştirilmez, böyle yetiştirilir" diyenler olacak. Sen kendine şunu soracaksın: "Ben burayı gül bahçesi yapmak istiyor muyum? Ben burada dünyanın en güzel güllerini yetiştirmek istiyor muyum? Eğer gerçekten çok istiyorsan, ne eline batan diken ne de söylenenler umurumda olacak. Kim olursan ol tek isteğin şu kokuyu duymak olacak.
Anladın mı ?"

 Diyen Atatürk;
   Çorak topraklardan bir gül bahçesi yaratmayı başarmış, adına da Cumhuriyet demiştir. Yarattığı gül bahçesine zarar verip, gülün dikeniymişcesine can acıtmak isteyenlerin illaki olacağını da ileri görüşlülüğü sayesinde görerek bizleri uyarmıştır. Türk halkına ve Türk gençliğine bu güzel kokular saçan gül bahçesini emanet etmiştir  Her canlı gibi bir gün bedeninin toprak olma zamanının geleceğini; o zaman geldiğinde her bir gülün (devrimlerinin) ve bütün gül bahçesinin (Cumhuriyetin) mis gibi kokular salmaya devam edeceğine inanmıştır.
 Bir gün  Ata'sının  toprak olacağına inanmaktaTürk halkı 10 Kasım 1938 tarihinde saatler 09:05’i gösterdiğinde tıpkı o gül bahçesindeki çocuktan farksız icinden "ama " diyisini bastirir.
  Ata’sının öldüğünü zamanla kabullenen halk ve bütün dünya 77 yıl sonra bile hala hiç eksilmeyen bir özlem ve saygıyla 10- 16 Kasım haftasını Atatürk Haftası olarak kutlayıp anar. Bu hafta süresince gerçekleştirilen her anma töreninde ve aktivite de Atatürk’ün düşüncelerinin, mücadelesinin devrimlerinin, en büyük eserim dediği Cumhuriyet’in önemini anlarlar.

Çorak topraklardan yarattığı bahçedeki güzel güllelerin kokusunu duyarak, rengini görerek onu korumaya ve geliştirmeye devam ederek  Ata’nın  izinden gideceklerini yüreklerinde derinden hissederler.
GREENSEA





6 Kasım 2015 Cuma

CLOWNS LIKE US

Paint your sad face
colours of happy days

Let's dance
to the black parade

Wanna be a star
in this masquerade


No one sees your tears
no one feels your fears

Let them think you're funny
amusing, always sunny

just one more stupid joke
you feel like you choke


Has anyone seen you
without a mask?

Now there's a task

Just let someone through

Let someone see
the real you

someone who
is true to you




1 Kasım 2015 Pazar

SALTANATIN KALDIRILIŞININ 93. YILDÖNÜMÜ VE SEÇİMLER

Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin saltanatı kaldırmasının 93. Yıldönümü.
KUTLU OLSUN...
Bugün Türk Milleti'nin milli egemenliğin sadece kendisine ait olduğunu ilan ettiği gün.
KUTLU OLSUN...
Bugün bu ülkede yaşayanların devlete karşı ileri sürebileceği hak ve özgürlüklerle donatılarak, vatandaş olmalarının sağlandığı gün.
KUTLU OLSUN...
SALTANATIN KALDIRILMA MÜZAKERELERİNDE MUSTAFA KEMAL;
Hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. Hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. Osmanoğulları zorla Türk milletinin hakimiyet ve saltanatına vaziülyed olmuşlardı. Bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdir. Şimdi de, Türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. Bu bir emrivakidir. Mevzubahis olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. Mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu behemehal olacaktır. Burada içtima edenler meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir."
Atatürk Nutuk’un hadiseyi anlatan bölümünde saltanatın kaldırılmasının genel ve düşünsel nedenlerine değinmez, ancak bir dizi sert ifade ile padişah ve sadrazamın uzaklaştırılmasını haklı gösterir: "Bütün menfaatlerini mülevves bir tahtın, çürümüş, çökmüş ayaklarına sarılmakta gören...", "idrakten mahrum, vicdandan mahrum, birtakım insanlar...", "ahmakça teklifat...", "sefil... adi bir mahluk... alçak...", "Aciz, adi, his ve idrakten mahrum...", ''padişah ve halife olan vahdettin, soysuzlaşmış, kendini ve yalnız tahtını koruyabileceğini düşlediği alçakça önlemler araştırmakta" DER.
"Ne yani, siz Cumhurbaşkanı olmasın mı istiyorsunuz? Seçimler olmasın da ülkeyi TBMM yönetmesin mi diyorsunuz? Belediye Başkanlarının seçimle değil, saraydan atamayla gelmesini mi hayal ediyorsunuz? Siz milli iradeye karşı mısınız? Aman kimse duymasın."
Bugün 1 Kasım.
SALTANATIN KALDIRILIŞI KUTLU OLSUN.
Oy vermeyi unutmayın!
SEÇME VE SEÇİLME HAKKINIZI KULLANMAYI UNUTMAYIN!
Saltanat devam etseydi, oy veremezdiniz....



28 Ekim 2015 Çarşamba

MASKELİ BALO VE PALYAÇOLARIN SONU

Bebekliğimize dayanan korkutucu anılarımız yoksa hepimiz palyaçoları severiz. Sirkte veya bir tiyatro sahnesinde karşımıza çıkarlar çoğunlukla. Bizi hem güldürüp hem düşündürmek isterler. Yüzlerindeki palyaço makyajı ve palyaço ifadesi hiçbir şey yapmasalar bile gülümsetir mutlu eder bizleri. Çünkü gündelik hayatta mecburiyet dışında yüzünde palyaço makyajıyla dolaşanları görmeyiz.
   Ya da görmediğimizi sanırız. Görünenden ötesini görmeye anlamaya çalışmayanlar için palyaçolar ya sadece sirklerde ya da tiyatrolarda sahnedirler. Oysa bütün palyaçolar maskeler hayatın içinde bizimledir. Kendimiz de onlardan biriyizdir. Tek farkımız palyaço olduğumuzu bütün dünyaya belli eden boyalarımız yoktur yüzümüzde… O boyalı yüzü içimizde saklarız, bütün gücümüzle gizleriz. Bulunduğumuz iş arkadaş aile ortamlarında sirkteki sahnedeki palyaçonun durumuna düşmemek için öyle iyi saklarız ki kendimiz bile unuturuz varlığını…
   O sirkteki yüzü boyalı palyaçolar ve tiyatro sahnesinde rolüne bürünmüş kostümlü makyajlı oyuncuların hepsi bize bizi yansıtırlar. O varlığını dahi kendimize unutturduğumuz içimizdeki maskeleri fark etmemiz ve onlarla yüzleşmemiz için sahnedirler. Sanatın tiyatronun sirkin ve oyuncunun palyaçonun amacı ortaktır biz izleyenleri, mecburiyetlerimizi unutturup kendileriyle bir olmaya çağırırlar ki görünenden ötesini görebilelim.
   Kaçımız bunu başarabiliyoruz bilmek zor… Ama bilinen bir şey var ki Soren Kierkgaard’ın da söylediği gibi, “dünyanın sonu her şeyin şaka olduğunu sananların yükselen alkışları arasında gelecek.”   Ağlayacağımız ya da düzeltmek için bir şeyler yapabileceğimiz zaman da kalmamış olacak ve bu sona hepimiz tıpkı palyaçolar gibi ağlayamadığımızdan güleceğiz…
“Tiyatronun kulisinde bir gün yangın çıkmış. Palyaço haber vermek için sahneye gelmiş. Herkes bunun bir şaka olduğunu sanıp alkışlamaya başlamış.Palyaço uyarmaya devam ettikçe alkışlar daha da hızlanmış.Sanırım dünyanın sonu, her şeyin bir şaka olduğunu sananların yükselen alkışları arasında gelecek.” –SOREN KIERKGAARD
GREENSEA

23 Ekim 2015 Cuma

ATATÜRK’ÜN İNSANLIK İDEALİ / THE HUMANISM OF ATATÜRK

THE HUMANISM OF ATATÜRK
ATATÜRK’ÜN İNSANLIK İDEALİ
Atatürk’ün, insanlık idealini taçlandıran barış tutkusu ise, gerçekten dikkate değer bir enginliktedir. Bu büyük Türk, hiç kuşkusuz, her şeyden önce, meslekten yetişmiş bir asker, dolayısıyla bir savaş adamıdır. Kendisinin askerlik hayatı incelenince; savaş tarihini, savaş prensiplerini ve savaş psikolojisini bütün kapsam ve derinliği ile kavradığı; bunları savaş alanlarında büyük bir gerçekçilik ve ustalıkla uyguladığı hemen göze çarpar. “Kumandan, yaratan demektir” 8 inancını taşıyan Atatürk, üstün bir stratejist, usta bir taktikçi, insan gücü ve lojistik konularında da büyük bir teşkilâtçı olarak savaş alanlarında daima başarı kazanmış seçkin bir komutan olmasına rağmen, hiç tereddüte kapılmadan söyleyebiliriz ki, savaşı sevmemiş ve mecbur kalmadıkça ona baş vurmamıştır. Bu görüşümüzü vurgulayıcı nitelikte olmak üzere: “Harpçi olamam. Çünkü, harbin acıklı hallerini herkesten iyi bilirim”9 diyen Atatürk’ün savaş hakkındaki kesin kanaati şu sözlerinde tam bir açıklıkla yansır: “Savaş, zarurî ve hayatî olmalıdır. Milleti savaşa götürünce, vicdanımda acı duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı, ölmeyeceğiz diye savaşa girebiliriz. Lâkin; millet hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça, savaş bir cinayettir.” 10
Buna karşılık Atatürk, barışçı kişiliğini bütün enginliği ile ortaya koyan, “Yurtta Sulh! Cihanda Sulh!” ilkesini, Türk politikasının temel unsuru yaparak insanlık idealine dikkate değer bir katkıda bulunmuştur. Bu noktada, hemen belirtmek gereğini duyduğum bir husus var: Atatürk’ün barış tutkusu, hiçbir şekilde “Her ne pahasına olursa olsun barış” anlamına alınmamalıdır. Çünkü bu büyük insan, militarist olmadığı gibi, pasifist de değildir. Atatürk için önemli olan: “insan haklarına yaraşan bir yaşam” sürdürmektir.
Atatürk’ün insanlık idealine ilişkin olarak, değerli bir askerimizin konferans notlarında belirttiği gibi: “Milliyetçi Atatürk, aynı zamanda, insancıl (hümanist) Atatürk’tür. O, bütün insanların eşit hak ve fırsatlara sahip olma davasının şampiyonudur.” u Atatürk’e göre: “İnsan, mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar bütün dünya milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli ve kendi milletinin saadetine ne kadar kıymet veriyorsa, bütün dünya milletlerinin saadetine hizmet etmeye elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Kaldı ki, dünya milletlerinin saadetine çalışmak, diğer bir yoldan, kendi huzur ve saadetini temine çalışmak demektir. Dünyada ve dünya milletleri arasında sükûn, açıklık ve iyi geçim olmazsa bir millet, kendi kendisi için ne yaparsa yapsın, huzurdan mahrumdur. Bunun için, insanlığın hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir organı saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir. Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa (Bana ne?) dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa, tıpkı kendi aramızda olmuş gibi, onunla alâkadar olmalıyız. Hadise ne kadar uzak olursa olsun, bu esastan şaşmamak lâzımdır. İşte bu düşünüş, insanları, milletleri ve hükümetleri bencillikten kurtarır. Bencillik, şahsî olsun millî olsun, daima fena sayılmalıdır.” 12
Atatürk’ün, bu görüşe dayanan çabalarının amacı, dünya barışına hizmet etmektir. O’na göre: “… dünya barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu, ancak bu yüksek ideal yolcularının çoğalması ve muvaffak olması ile mümkün olur..”13 Böylece Atatürk, insanlık idealine olan bağlılığını vurgulamış oluyor ve daha da ileri giderek, şu inancını belirtiyor: “İnsanları mutlu edecek yegâne vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onları birbirlerine sevdirerek, karşılıklı maddî ve manevî ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir”. 14
Atatürk’te insanlık idealinin kökleşmesi, O’nun şu inancından kaynaklanır: “Artık, insanlık kavramı, vicdanlarımızı temizlemeye ve hislerimizi yüceleştirmeye yardım edecek kadar yükselmiştir.”15 Bu görüşten hareketle Atatürk, şu prensibi öngörür: “Vatandaşların, bir milletin fertleri olmak itibariyle, millete, onun devlet ve hükümetine ve mensup olduğu milletin medenî insanlığın bir ailesi olması açısından, bütün insanlığa karşı, birtakım vazifeleri vardır”. 16
Atatürk’ün insanlık ideali, geleceğe yöneliktir ve umut doludur. Daha 1923 yılında, söylediği şu sözlerdeki içtenlik ne kadar etkileyicidir: “Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve hürriyetine kavuşacak, daha çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşları, şüphesiz ki, ilerlemeye ve refaha yönelmiş olarak vuku bulacaktır. Bu milletler, bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen, mânileri yenecekler ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Müstemlekecilik ve emperyalizm yer yüzünden yok olacak, yerlerini milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen, yeni bir ahenk ve iş birliği çağı alacaktır”.17 “Geleceğin yüksek ufuklarından doğmaya başlayan güneş, asırlardan beri ıstırap çeken milletlerin talihidir. Bu talihin artık bir daha siyah bulutlara bürünmemesi, milletlerin ve onların önderlerinin dikkat ve fedakârlığına bağlıdır.”18 “insanlığa yönelmiş fikir hareketi er geç muvaffak olacaktır. Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün yok edecek ve ortadan kaldıracaktır. O zaman dünya yüzünden zalim, mazlum kelimeleri kalkacak; insanlık, kendisine yakışan bir sosyal duruma erişecektir.” 19
Atatürk, insanlık idealini savunmaya azimlidir: “Biz, kimsenin düşmanı değiliz! Yalnız, insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.”20
Atatürk’ün insanlık ideali, asil ruhundaki insanlık sevgisinden kaynaklanır. Değerli fikir adamlarımızın sözleri ile: “Hiçbir faninin erişemeyeceği kadar üstün ve yüce bir insan sevgisine sahip…” 21 olan Ulu Önder, “İnsanlık idealine hizmet ederek insanlığa yeni değerler katan; Türk milletinin zekâ ve yeteneğini, tarihî oluşumdan da güç ve kuvvet alarak, insanlığın saadetine ve huzuruna hizmet veren ve insanlığı zafere ulaştıran yüce bir kişidir.”22