ATATÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ATATÜRK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Kasım 2015 Perşembe

10-16 KASIM VE ATATÜRK’ÜN GÜL BAHÇESİ

  Bir gün Atatürk ve bir çocuk gül bahçesindeyken, bir diken Atatürk'ün parmağına batar,çocuk bir idkenin nasıl Atatürk'ün elini nasıl deldiğini sorar. Atatürk "Batmaz mı?" der.Çocuğun Atatürk'e "Senin elin kanar mı sorusu üzerine Atatürk " Kanamaz mı ?" cevabını verir. Bu cevap üzerine şaşıran .ocuk " Ama sen Atatürk değil misin?" der. Atatürk o olduğunu söyler. Çocuk hala şaşkın halde "Ama" der, ancak Atatürk sözü alır;

"Sen şimdi bırak benim kim olduğumu. Bu gülü yetiştireceksen canın yanacak, elin kanayacak, güneş seni terletecek." Bu bahçede gül bitmez diyenler olacak. "Gül öyle yetiştirilmez, böyle yetiştirilir" diyenler olacak. Sen kendine şunu soracaksın: "Ben burayı gül bahçesi yapmak istiyor muyum? Ben burada dünyanın en güzel güllerini yetiştirmek istiyor muyum? Eğer gerçekten çok istiyorsan, ne eline batan diken ne de söylenenler umurumda olacak. Kim olursan ol tek isteğin şu kokuyu duymak olacak.
Anladın mı ?"

 Diyen Atatürk;
   Çorak topraklardan bir gül bahçesi yaratmayı başarmış, adına da Cumhuriyet demiştir. Yarattığı gül bahçesine zarar verip, gülün dikeniymişcesine can acıtmak isteyenlerin illaki olacağını da ileri görüşlülüğü sayesinde görerek bizleri uyarmıştır. Türk halkına ve Türk gençliğine bu güzel kokular saçan gül bahçesini emanet etmiştir  Her canlı gibi bir gün bedeninin toprak olma zamanının geleceğini; o zaman geldiğinde her bir gülün (devrimlerinin) ve bütün gül bahçesinin (Cumhuriyetin) mis gibi kokular salmaya devam edeceğine inanmıştır.
 Bir gün  Ata'sının  toprak olacağına inanmaktaTürk halkı 10 Kasım 1938 tarihinde saatler 09:05’i gösterdiğinde tıpkı o gül bahçesindeki çocuktan farksız icinden "ama " diyisini bastirir.
  Ata’sının öldüğünü zamanla kabullenen halk ve bütün dünya 77 yıl sonra bile hala hiç eksilmeyen bir özlem ve saygıyla 10- 16 Kasım haftasını Atatürk Haftası olarak kutlayıp anar. Bu hafta süresince gerçekleştirilen her anma töreninde ve aktivite de Atatürk’ün düşüncelerinin, mücadelesinin devrimlerinin, en büyük eserim dediği Cumhuriyet’in önemini anlarlar.

Çorak topraklardan yarattığı bahçedeki güzel güllelerin kokusunu duyarak, rengini görerek onu korumaya ve geliştirmeye devam ederek  Ata’nın  izinden gideceklerini yüreklerinde derinden hissederler.
GREENSEA





23 Ekim 2015 Cuma

ATATÜRK’ÜN İNSANLIK İDEALİ / THE HUMANISM OF ATATÜRK

THE HUMANISM OF ATATÜRK
ATATÜRK’ÜN İNSANLIK İDEALİ
Atatürk’ün, insanlık idealini taçlandıran barış tutkusu ise, gerçekten dikkate değer bir enginliktedir. Bu büyük Türk, hiç kuşkusuz, her şeyden önce, meslekten yetişmiş bir asker, dolayısıyla bir savaş adamıdır. Kendisinin askerlik hayatı incelenince; savaş tarihini, savaş prensiplerini ve savaş psikolojisini bütün kapsam ve derinliği ile kavradığı; bunları savaş alanlarında büyük bir gerçekçilik ve ustalıkla uyguladığı hemen göze çarpar. “Kumandan, yaratan demektir” 8 inancını taşıyan Atatürk, üstün bir stratejist, usta bir taktikçi, insan gücü ve lojistik konularında da büyük bir teşkilâtçı olarak savaş alanlarında daima başarı kazanmış seçkin bir komutan olmasına rağmen, hiç tereddüte kapılmadan söyleyebiliriz ki, savaşı sevmemiş ve mecbur kalmadıkça ona baş vurmamıştır. Bu görüşümüzü vurgulayıcı nitelikte olmak üzere: “Harpçi olamam. Çünkü, harbin acıklı hallerini herkesten iyi bilirim”9 diyen Atatürk’ün savaş hakkındaki kesin kanaati şu sözlerinde tam bir açıklıkla yansır: “Savaş, zarurî ve hayatî olmalıdır. Milleti savaşa götürünce, vicdanımda acı duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı, ölmeyeceğiz diye savaşa girebiliriz. Lâkin; millet hayatı tehlikeye maruz kalmadıkça, savaş bir cinayettir.” 10
Buna karşılık Atatürk, barışçı kişiliğini bütün enginliği ile ortaya koyan, “Yurtta Sulh! Cihanda Sulh!” ilkesini, Türk politikasının temel unsuru yaparak insanlık idealine dikkate değer bir katkıda bulunmuştur. Bu noktada, hemen belirtmek gereğini duyduğum bir husus var: Atatürk’ün barış tutkusu, hiçbir şekilde “Her ne pahasına olursa olsun barış” anlamına alınmamalıdır. Çünkü bu büyük insan, militarist olmadığı gibi, pasifist de değildir. Atatürk için önemli olan: “insan haklarına yaraşan bir yaşam” sürdürmektir.
Atatürk’ün insanlık idealine ilişkin olarak, değerli bir askerimizin konferans notlarında belirttiği gibi: “Milliyetçi Atatürk, aynı zamanda, insancıl (hümanist) Atatürk’tür. O, bütün insanların eşit hak ve fırsatlara sahip olma davasının şampiyonudur.” u Atatürk’e göre: “İnsan, mensup olduğu milletin varlığını ve saadetini düşündüğü kadar bütün dünya milletlerinin huzur ve refahını düşünmeli ve kendi milletinin saadetine ne kadar kıymet veriyorsa, bütün dünya milletlerinin saadetine hizmet etmeye elinden geldiği kadar çalışmalıdır. Kaldı ki, dünya milletlerinin saadetine çalışmak, diğer bir yoldan, kendi huzur ve saadetini temine çalışmak demektir. Dünyada ve dünya milletleri arasında sükûn, açıklık ve iyi geçim olmazsa bir millet, kendi kendisi için ne yaparsa yapsın, huzurdan mahrumdur. Bunun için, insanlığın hepsini bir vücut ve bir milleti bunun bir organı saymak gerekir. Bir vücudun parmağının ucundaki acıdan diğer bütün organlar etkilenir. Dünyanın filan yerinde bir rahatsızlık varsa (Bana ne?) dememeliyiz. Böyle bir rahatsızlık varsa, tıpkı kendi aramızda olmuş gibi, onunla alâkadar olmalıyız. Hadise ne kadar uzak olursa olsun, bu esastan şaşmamak lâzımdır. İşte bu düşünüş, insanları, milletleri ve hükümetleri bencillikten kurtarır. Bencillik, şahsî olsun millî olsun, daima fena sayılmalıdır.” 12
Atatürk’ün, bu görüşe dayanan çabalarının amacı, dünya barışına hizmet etmektir. O’na göre: “… dünya barışı içinde insanlığın gerçek mutluluğu, ancak bu yüksek ideal yolcularının çoğalması ve muvaffak olması ile mümkün olur..”13 Böylece Atatürk, insanlık idealine olan bağlılığını vurgulamış oluyor ve daha da ileri giderek, şu inancını belirtiyor: “İnsanları mutlu edecek yegâne vasıta, onları birbirlerine yaklaştırarak, onları birbirlerine sevdirerek, karşılıklı maddî ve manevî ihtiyaçlarını temine yarayan hareket ve enerjidir”. 14
Atatürk’te insanlık idealinin kökleşmesi, O’nun şu inancından kaynaklanır: “Artık, insanlık kavramı, vicdanlarımızı temizlemeye ve hislerimizi yüceleştirmeye yardım edecek kadar yükselmiştir.”15 Bu görüşten hareketle Atatürk, şu prensibi öngörür: “Vatandaşların, bir milletin fertleri olmak itibariyle, millete, onun devlet ve hükümetine ve mensup olduğu milletin medenî insanlığın bir ailesi olması açısından, bütün insanlığa karşı, birtakım vazifeleri vardır”. 16
Atatürk’ün insanlık ideali, geleceğe yöneliktir ve umut doludur. Daha 1923 yılında, söylediği şu sözlerdeki içtenlik ne kadar etkileyicidir: “Doğudan şimdi doğacak olan güneşe bakınız. Bugün, günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün doğu milletlerinin de uyanışını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve hürriyetine kavuşacak, daha çok kardeş millet vardır. Onların yeniden doğuşları, şüphesiz ki, ilerlemeye ve refaha yönelmiş olarak vuku bulacaktır. Bu milletler, bütün güçlüklere ve bütün engellere rağmen, mânileri yenecekler ve kendilerini bekleyen geleceğe ulaşacaklardır. Müstemlekecilik ve emperyalizm yer yüzünden yok olacak, yerlerini milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen, yeni bir ahenk ve iş birliği çağı alacaktır”.17 “Geleceğin yüksek ufuklarından doğmaya başlayan güneş, asırlardan beri ıstırap çeken milletlerin talihidir. Bu talihin artık bir daha siyah bulutlara bürünmemesi, milletlerin ve onların önderlerinin dikkat ve fedakârlığına bağlıdır.”18 “insanlığa yönelmiş fikir hareketi er geç muvaffak olacaktır. Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün yok edecek ve ortadan kaldıracaktır. O zaman dünya yüzünden zalim, mazlum kelimeleri kalkacak; insanlık, kendisine yakışan bir sosyal duruma erişecektir.” 19
Atatürk, insanlık idealini savunmaya azimlidir: “Biz, kimsenin düşmanı değiliz! Yalnız, insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.”20
Atatürk’ün insanlık ideali, asil ruhundaki insanlık sevgisinden kaynaklanır. Değerli fikir adamlarımızın sözleri ile: “Hiçbir faninin erişemeyeceği kadar üstün ve yüce bir insan sevgisine sahip…” 21 olan Ulu Önder, “İnsanlık idealine hizmet ederek insanlığa yeni değerler katan; Türk milletinin zekâ ve yeteneğini, tarihî oluşumdan da güç ve kuvvet alarak, insanlığın saadetine ve huzuruna hizmet veren ve insanlığı zafere ulaştıran yüce bir kişidir.”22



18 Ekim 2015 Pazar

1-10 KASIM DENKLEMİ

Dünyamız insanımız toplumumuz riskli kararlar alıp bilinmeze yönelmekten yana değil artık... Kimsenin kendi varoluşunu riske edip o riskin getireceği iyi yada kötü belirsizliklerle karşılaştırmaya niyeti de yok gücü de... Güvenlik her tür riskin ihtimalin önünü kesmiş durumda... Sahiplendiğimiz mal mülk( benim diyebilmenin güven hissi),mahalle ortamlarının yıkılıp siteleşme ( güvenlik odaklı yerleşimlerin güven hissi),din adı altında dayatılanlara inanma ve bizden yüce bir gücün korumasına olan sorgusuz sualsiz güvenimiz ve son olarak çıkarlarımız olduğu sürece doğru yada yanlış olmasını önemseme çıkarımızı korumanın güvenirliği...
İşte geldiğimiz nokta...
Sahte güvencelere sığındığımız için riskten kaçınıyoruz... Riskten kaçındıkça daha da güvenlikten yoksun bir yaşamın içine düşüyoruz.... bizim gibi aynı yoldan gidenleri avlamak ve sömürmek de kolaylaşıyor....
1 Kasım da bir kez olsun gözünü aç ve sahte güvencelerini bırak sürüden sıyrıl ve riske gir...Kendi varlığının var oluşunun farkına var
YOKSA ÇOK GEÇ OLACAK...
KALABALIK YERLER DAHA ÇOK BOMBALANACAK
DAHA ÇOK KAN AKACAK
DAHA ÇOK KATLİAM OLACAK
1 KASIM DA BUNA DUR DE Kİ 10 KASIM DA ATAMIZI ANALIM ÖZLEYELİM AMA ATAMIZA YAKIŞIR ŞEKİLDE ATAM İZİNDEYİZ DİYEBİLELİM...
Yazmasam olmaz erken gibi gözükse de gec olmasindan iyidir!!!

29 Temmuz 2015 Çarşamba

ÇYDD 25. YILINDA...

ÇYDD Başkanı Aysel Çelikel'i canlı canlı CKM'de dinlerken hala ümit olduğunu hissettik... Aramızdan ayrılan Türk Bilim Kadını Türkan Saylan'ı da anarken hüzünlendik... Ama hala Atatürk'ün, Bilimin, Çağdaş Düşüncenin takipçisi olduklarını görmek yalnız olmadığımızı gösterdi...
Nice 25 yıllara ÇYDD :)
GREENSEA-OKYANUS GÖK