DÜNYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
DÜNYA etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Eylül 2015 Salı

DÜNYADA VE ÜLKEMİZDE BİR GÜNLÜK BARIŞ & PEACE ONE DAY

İngiliz yönetmen Jeremy Gilley “Peace One Day” belgeselini izleyene kadar Uluslar arası Barış Gününün 21 Eylül de, Türkiye de ise 1 Eylül de kutlandığını bilmiyordum.   21 Eylül de kutlanan “Uluslar arası Barış günü (Internatıonal Day of Peace) tüm dünyada yaklaşık 160 ülkede kutlanırken bizim Türkiye de kutladığımız, Dünya Barış Gününü tabiri caizse kendi kendimize kutlarken bütün ülkelerle birlikte kutladığımızı sandığımız evrensel sanılan iki Barış gününe sahip olduğumuz hakkında hiçbir fikrim yoktu.
   İki farklı gün ve tarihte kutlanan Barış Gününün sebebi neydi?  Birleşmiş Milletler 30 Kasım 1981’de her yıl ki Genel Kurul Oturumlarının başlangıç günü olan Eylül ayının üçüncü Salı gününü “Uluslar arası Barış günü” ilan etmiş. 7 Eylül 2001 tarihindeki oturumda tarih; 21 Eylül ile değiştirilerek , “TÜM DÜNYADA SAVAŞSIZ BİR GÜN “ adı altında çatışma olan bölgelerde ateşkeslerin ilan edilmesiyle kalıcı barışın sağlanabileceğini vurgulanmak istenmiş.
   İngiliz film yapımcısı Jeremy Gilley’in başlattığı kampanyanın etkisi ise bu sırada devreye girmiş. “PEACE ONE DAY” ( Hiç olmazsa dünyada bir günlük barış ) fikri 1999 da bütün dünyada çatışmaların, sakatlıkların, ölümlerin bir gün için durmasını hedeflemiş.
Sözün özü;
 “Dünya Barış Günü” tüm dünyada tüm insanların tüm ülkelerin düşmanlıklarını, savaşlarını 24 saat gibi bir süreyle durdurdukları küresel ateşkesin ilan edildiği gündür. “
   Türkiye’de 1 Eylül de kutlanması ise, insanlık tarihindeki en kanlı savaşlardan biri olan II. Dünya Savaşının unutulmamasını temel alıyor. 1 Eylül 1939 tarihinde Nazilerin Polonya’yı işgal etmesi II. Dünya Savaşını başlattı. Yine Birleşik Milletlerin bu yıkımı savaşı unutulmaması için seçtiği tarih olan 1 Eylül tarihini değiştirmesi fakat bizim bundan haberimiz dahi olmadan kutladığımızı sanmamız gerçekten düşündürücü değil mi?

 “ EN AZINDAN BİR GÜNLÜK BARIŞ” fikri, barışın hayati önemini ve gerçek anlamda ne kadar zor sağlandığını gözler önüne serdiğini düşünürsek her yıl Eylül ayında iki kez kutlanması dünyamız ve ülkemiz için iyi bir şeydir.  Aslında önemli olan belki de tarih veya tarihler değildir. Önemli olan kutlanan kavramın içeriğinin kavranıp gerçekten kutlanabilmesidir
GREENSEA.


29 Temmuz 2015 Çarşamba

GÖRÜNMEZİ GÖRÜNÜR KILAN ALGI

İnsan ilişkilerini başlatan ve sürmesini sağlayan en önemli unsur belki de bir anlık etkili bir etkileşimdir. Bir söz, bir hareket, bir mimik, görünmez küçük soyut hayaletimsi güçler çok büyük başlangıçlar ve başarılar yaratabilirler. Tek yapmamız gereken o hayaletimsi güçleri küçümsememek, görmezden gelmemek, görünmez olsalar da var olduklarını kabul etmek ve onları algılaya açık olmaktır.Onları kabul etmek o hayaletimsi güçleri kendiliğinden algılanabilir hale getirir. O andan itibaren daha duyarlı, anlayışlı, daha barışçıl, sevecen, umutlu hale geliriz ve bunu sürdürmek bizim elimizdedir.Bugün o hayaletimsi güçlerin görünmez olduğu kadar güçsüz olmadıklarına bir kez daha şahit oldum. Tek düşüncem televizyon kanallarının arasında dolanmaktan kurtulmak ve güzel bir akşam geçirmemi sağlayacak bir film izlemekti soğuk bira eşliğindeki cips ile… Elime gelen filmin isminin ne olduğuna dahi bakma gereği duymayışım da işte bu yüzden olsa gerekti…Her filmde, tiyatro oyununda ve karşılıklı gerçekleştirilen her aktivite de olduğu gibi ilk bölümde olayların genel hatlarının çizildiği dolayısıyla izlenirken veya dinlenirken ciddiyet gerektirdiğini ve başını anlayamadığınızda sonunu da anlamayacağınızı bu yüzden de ilk bölümün devam niteliğindeki ikinci bölüme oranla daha önemli olduğunu söylemek çok da yanlış olmasa gerek. Derinlerde gizlenen bu düşüncem benim filmin adına bakmadan izlemeye başladığım filmin ilk yarısını izleyişime ciddiyet katmıştı bile.Fakat bir filmin, tiyatro oyununun, karşılıklı gerçekleştirilen her aktivitenin ikinci bölümüne devam etmek isteyip istemediğinizi belirleyen tek etken aktivitenin kendisi değildir. İlk bölümün üzerinizde bıraktığı etki, yani film, tiyatro oyunu veya iletişim haline olduğunuz kişinin sizinle aranızda oluşan etkileşimin payının hayaletimsi, görünmez olması onu görmezden geleceğimiz anlamına gelmez. Derinlerdeki düşünceleriniz gibi, izlediğiniz film, tiyatro oyunu veya karşılıklı gerçekleşen her aktivite de olduğu gibi sizinle yaptığınız aktivite arasında algıya dayanan güçlü bir etkileşim durdurulamaz bir şekilde alır başını gider.Benimde izlediğim Charlie Chaplin’nin “The Great Dictator” filmiyle aramda böylesine güçlü durdurulamaz bir etkileşim başlamıştı. Filmin ilk yarısında ciddiyetin ve bu etkileşimin en yoğun olduğuna inanan derin düşüncelerimi değiştirecek bir film ile karşı karşıyaydım. Bu etkileşim filmin son sahnesinde hiç olmadığı kadar beni sarıp sarmalayacak, kendimi son sahneyi tekrar geri sarıp izlerken bulacaktım.Son sahne, filmin ilk bölümünü anlayamazsam ikinci bölümünü de anlayamam şeklinde sabitlenmiş, yerleşmiş düşüncelerimi bir kalemde silmişti. Son sahne, filmin en çok ciddiyeti hak eden, en etkileyici, film ile etkileşimimi film ile bütünleşmeye dönüştüren ve filmi unutulmaz klasikler arasına sokacak sahneydi.İzlemeden, görsellikten uzak düşünülüp okunduğunda bile insanda “işte bu” dedirten bir bütünleşme yaşatacak derece de düşüncelerimizi yansıtan o sözler;
Üzgünüm ben imparator olmak istemiyorum
Bu beni ilgilendirmiyorHükmetmek veya işgal etmek istemiyorum
Herkese yardım etmek istiyorumYahudi katolik siyah beyaz
Hepimiz birbirimize yardım etmek istiyoruz
Hiç kimseden nefret etmiyor hiç kimseyi aşağılamıyoruz
Bu dünyada herkese yer var
Hayat hür ve güzel olmalI
Biz doğru yoldan çıktık
İktidar hırsı insan ruhunu zehirledi
Nefret duvarları ördü bizi mutsuzluğa ve insan kıyımına mahkum etti
Hızı keşfettik ama yerimizde sayıyoruz
Makineleşme bolluk yerine yokluk getirdi
Bilgimiz bizi saygısız ve yobaz yaptı
cok düşünüp az hissediyoruz
Makineden cok insanlığa ihtiyacımız var
Beceriden cok iyiliğe ihtiyac duyuyoruz
Aksi takdirde şiddet galip gelecek ve hayat yok olacak
Uçak ve radyo bizi birbirimize yaklaştırdı
Bu icatların temelinde iyilik kardeşlik ve beraberlik var
Milyonlarca kadın umutsuz cocuk şuan sesimizi duyuyor
Masum insanlara işkence yapan hapse atan bir sistemin kurbanları o insanlar
Umutsuzluğa kapılmayın
Mutsuzluğumuzun sebebi hırslı kişilerin insanlığın ilerlemesinden korkmasıdır
Nefret geçer diktatörler ölür

HALKTAN ALDIKLARI İKTİDAR HALKA GERİ DÖNER İNSANLAR ÖLÜR HÜRRİYET ÖLMEZ

Askerler zorbalara teslim olmayın kendinizi koyun yerine koydurmayın
İnsanlıktan çıkmış beyni kalbi makineleşmiş kişilere teslim olmayın
Siz ne makine ne koyunsunuz siz insansınız
Esirlik için değil hürriyet için savaşın
Güç siz insanların elindedir
Bu güçle yaşamı hür ve güzel yapın

DEMOKRASİNİN VERDİĞİ GÜCÜ KULLANALIMBİRLİK OLUP HARİKA BİR DÜNYA YARATALIM
HERKESE İŞ SAĞLAYAN, GENÇLERE UMUT YAŞLILARA GARANTİ VEREN BİR DÜNYA
YOBAZLAR BUNU VAAT EDEREK İKTİDARI ALDILAR YALAN SOYLEDİLER ZATEN ASLA SOZLERİNİ TUTMAZLAR
DİKTATÖRLER EN BÜYÜK HIRSLAR İÇİN HALKI KÖLELEŞTİRİRLER DÜNYAYI KURTARALIM
HIRS KİN VE YOBAZLIĞI YÜRÜRLÜKTEN KALDIRALIM
AKLIN İDARE ETTİĞİ BİR DÜNYA İCİN SAVAŞALIM

Bu sözler Charlie Chaplin’nin oyunculuğunu izlemeden de bütünleşme yaratma gücünü taşıyor. Fakat o bütünleşmeyi yaşamak için bu sözleri algılmaya, derinlerde yerleşmiş yargılarımızı yıkmaya hazır olmalıyız. Tek bir sözün, hareketin mimiğin çok büyük başlangıçlar ve başarılar yaratabileceğine dair umudumuzu korumayı başarmalıyız.Aslında her şey görünmez hayaletimsi, görülmeyi bekleyen görünmezler de gizli değil midir? O görünmeyeni bir anda görünür kılacak anlarla olaylarla doludur hayat.Bazen bir filmde, bir söz de, bir bakışta, bir mimik de veya bir müzik de...Güç, görünmezi görünür kılma gücü siz insanların elindedir. Belki de sadece bunu görebilmek ve kabul etmek büyük başlangıca veya başarılara doğru yola çıkmak için yeterlidir.
GREENSEA-OKYANUS GÖK

İNSANI DÜZELTİN DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELİR

Eşimin söylediği çok güzel bir söz var; Annelik ve babalık doğuştan gelen bir yetenek değildir, çocuk doğrduğunuz zaman anne ve baba olmuyorsunuz. Annelik ve babalık sonradan öğrenilen, sonradan edinilen bir yetenek.Ve pek azımızda olduğuna inanıyorum kendi adıma ne yazık ki... Belki de ondan dolayıdır Türkiye'de yaşanan onca çarpıklık...Ondan dolayıdır Türkiye de kadına ve insana onca şiddet... Ondan dolayıdır sen sus aptal diye çocukların kafasına vurarak yetiştirdiğimiz çocukların üç gün sonra trafik de öndeki arabaya çarptıktan sonra arabanın şöförüne girişmesi...Yada trafikte silah çıkartıp öndeki arabanın şöförünün vurması... Şiddet her zaman şiddeti getirmiştir...Çocuklar her zaman ilgi ister,alaka ister, sevgi ister hepsinden ötesi... Adamın biri bütün haftanın yorgunluğundan sonra pazar sabahı eline gazetesini alır.Ve tüm gün miskinlik yapıp, evde oturacağını düşünürken oğlu koşarak içeri gelir.Sinemaya ne zaman gideceklerini sorar. Baba da oğluna söz vermiş olduğunu hatırlar. Ama hiç dışarı çıkası yoktur bu yüzden bir bahne uydurmaya karar verir.Baba, gazatenin promosyon olarak dağıttığı dünya haritasını gözüne kestirir. Ve dünya haritasını küçük parçalara ayırır ve oğluna dönüp, "Bak evlat eğer bu haritayı düzeltip tek parça haline getirebilirsen seni sinemaya götürürüm der ve içinden de oh be kurtuldum en iyi coğrafya profesörü de gelse bu haritayı eski haline getiremez diye geçirir. Aradan 10 dakika geçtikten sonra oğlu koşarak gelip; Baba baba, haritayı düzelttim artık sinemaya gidebiliriz dediğinde adam önce inanmaz ve görmek ister, gördüğünde de şaşkınlığını gizleyemez.Bunu nasıl yaptı ya diye içinden geçirirken, oğluna nasıl yaptığını sorar; Çok kolay baba, bana verdiğin haritanın arkasında bir insan fotografı vardı insanı düzeltince Dünya kendiliğinden düzeldi diye cevap verir çocuk. O yüzden bu suçlar nasıl düzelir diye çok fazla düşünmeyin. İNSANI DÜZELTİN DÜNYA KENDİLİĞİNDEN DÜZELİR..

GEVEZEDEN HİKAYELER 3

DÜNYAYA MASUMİYET YAĞIYOR

Çocuktum ilk kar yağdığında… Annemlerin dediğine göre ilk kez yağmıyordu kar. Ama benim için ilkti…. Çocuklara özgü bir coşkuyla cama yapışmış kar yağıyor diye hoplayıp zıplamaya başlamıştım…Masumiyet yağıyor dünyaya küçük pamuksu yumuşaklığıyla diye düşünmüştüm… Öyle beyaz, öyle kuralsız savrularak yağıyordu ki…Yollardaki kirliliği ve insan kalabalığını, birbirine çarpan insanların bakışlarındaki tersliği alıp götürüyordu sanki… Hatta trafik ışığı, trafik kuralları dinlemeyen bitmek bilmeyen trafiğe, sürücülere ölümcül korku salıp trafik kabusunu en aza indirgeyebilen bir mucizeydi kar…Çocuk aklımla pek haksız da değildim hani… Yalnızca karlarda yuvarlandım mı üstüm başım hiç kirlenmez sadece ıslanırdı. Annemde belki bu yüzden kar yağdığında deli gibi atlayıp zıplamama, kar topu savaşı yapmama ve de kardan adam yapmama hiç mi hiç kızmaz gülümserdi…Trafik ise su gibi akardı. Çocuk olup ilerlemek bitmek bilmeyen yollarda trafikte tıkılıp kalmak yok mu? Kar bütün araçlara hükmeden beyaz içinde bir melek olurdu benim için o zamanlar. Tabiî ki okulları da tatil ederdi kar…Hangimiz tatile hayır diyebiliriz ki hele çocuksak? Her ne kadar büyüsek de iş güç hayatın koşturmasına kapılsak da kar ve tatil her zaman yüzümüzde gizlenen çocuksu gülümsemeyi ortaya çıkarmaz mı?Yardımlaşmaya katkısını da unutmayalım. İstanbul kar ile barışık yaşamaya alışan yerlerden tamamen ayrılır. İstanbul için kar deprem sel yangın gibi doğal afet kategorisine girdiğinden olsa gerek yardımlaşmalar artar. Normalde başıma bela alırım diyip veya deyimlerin veya atasözlerinin ardına sığınıp “aman bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demeyi seçen insanlar karda mahsur kalmış insanlara, kayan arabalara yardıma koşarlar. Kayan veya ilerleyemeyen arabanın arkasına geçip arabayı itmeye, arabanın her şeye rağmen kayıp o yardımseverleri de altına alma ihtimali dahi yardımlaşmaya engel olmaz.Belki de bu sebepler bile kara masumiyeti yakıştırmak çok da yanlış olmasa gerek… Son birkaç gündür üstümüze aralıksız olarak masumiyet yağıyor… Son yılların en uzun süren kar yağışı ve soğuğu olduğu söyleniyor…Belki de başka yönden bakmayı deneyip karın ve soğuğun bizlere vermeye çalıştığı mesajı anlamaya çalışalım…Soğuk bizi ayıltıp kendimize getirmeye çalışırken, kar da soğuğu destekleyip masumiyetimizi, çocukluğumuzu ve yardımlaşmayı hatırlatmaya çalışıyor.En azından benim için…Peki ya sizin için kar sadece bir hava olayı mı? Eğer değilse sizin için ne ifade ediyor? Eğer bilmiyorsanız keşfetmek çok kolay…. Sağlam bir çift ayakkabı, soğuk geçirmeyen bir mont, eldiven, atkı ve bere işte tüm ihtiyacınız bu. O pamuğumsu kar üstünüze yağarken karın neleri değiştirebildiğini veya sizlere ne ifade ettiğini fark etmeniz hiç de zor değil…Karın sizin için anlamının ne olduğunu keşfetmeye çalışırken kayıp düşmekten de korkmayın çok, düşerken veya düştükten sonra size yardım edip kaldırmak için uzanan eller görecesinizJ Kar elleri birbirine bağlayıp, bizleri çocukluğumuza götürüp eskiyen hayallerimizi güçlendirip masumiyet parçacıkları düşürüyor üzerimize… O parçacıklardan payımıza düşeni almak ya da almamak bütün mesele bu… Almak o kar parçasını büyütmek kocaman bir kartopu yapmak ya da o küçücük parçanın su damlası misali yok olmasını izlemek…Dünyaya masumiyet yağıyor ıslanmaya var mısınız?
Karın masumyeten çok zorluk getirdiği Van'ı da unutmamalııyız!Onlara da el uzatmalıyız!
GREENSEA- OKYANUS GÖK

https://svetlena87.wordpress.com/